Hayatın muhasebesinde iki temel sütun vardır: Maliyet ve Gider. Maliyet; bir varlık edinmek, bir değer üretmek için göze aldığın o ilk yatırımdır. Henüz tüketilmemiş bir umut gibi bilançonda, yani özünde bir “varlık” olarak bekler. Gider ise; o varlığı yaşatmak, o geliri elde etmek için harcadığın, o an tüketip bitirdiğin nefesindir. Biri geleceğe dair bir birikim, diğeri ise bugünün o acımasız harcamasıdır.
Bugün zemin daha kaygan, hava daha ağır. Stagflasyonun o donuk ve yakıcı ikliminde, maliyetler her gün biraz daha ağırlaşıyor. Ancak asıl trajedi; maliyetlerin yükseldiği bir dünyada, giderlerin o maliyetleri bile geride bırakarak her şeyi yutmasıdır.
Eğer giderler, maliyetlerin de üzerinde bir hızla tırmanmaya başladıysa; orada artık bir “üretimden” söz edilemez. Orada sadece “tasfiye” vardır. Giderlerin maliyeti yuttuğu o karanlık noktada artık geleceğini inşa etmiyorsun; sadece bugünün yangınını söndürmek için yarının tuğlalarını feda ediyorsun.
Bu durum, tam bir stratejik felç halidir. Kaçmak istersen giderlerin seni tutar, durmak istersen maliyetlerin seni ezer. Hareket kabiliyetini yitiren her ruh, dükkânı açık olsa da içeriden sessizce iflas eder. Artık yatırım yapmak cesaret isterken, o yatırımı hayatta tutmak tam bir hayatta kalma sanatına dönüşmüştür.
Maliyet senin geleceğe bıraktığın izdir; gider ise o izi her gün biraz daha silen rüzgârdır.
“Bugün fiyat etiketlerini değiştirmek bir ticaret hamlesi değil; rüzgâra karşı verilen umutsuz bir nefes mücadelesidir. Artan fiyatlar kârın değil, hayatta kalma çığlığının yankısıdır.”

Bir yanıt yazın