Yalnızım… Ama bu, ne bir şiirle ne de birkaç satırlık bir öyküyle geçiştirilemeyecek kadar derin bir yalnızlık. Aslında kalabalığım; ne zaman böyle hissetsem, içimin ne kadar dolu olduğunu anlıyorum. Bu doluluktan kurtulmak için bazen yazıyor, bazen susuyor, bazen de mısralarımda haykırıyorum.
Eğer yazıyorsam dertliyimdir; yazıyorsam yalnızımdır. Anlatacak, paylaşacak ya da sırdaş olacak kimse kalmamıştır artık. Yazıyorsam, o sözde “kalabalıklaşanlardan” kaçıyorumdur.
Yazdıktan sonra derin bir sessizliğe gömülürüm; önce düşüncelere, sonra hayallere… Hayallerimde bazen seni düşünürüm, bazen beni; ama hiçbir zaman “ikimizi” düşünemem. Çünkü biz, hiçbir zaman o “iki kişi” olup bir “biz” olmayı başaramadık.
Şunu anladım: Susuyorsam ve yazmıyorsam, gerçekten yalnızımdır ve yalnızsam hayat yolundadır. Ne zaman elime kalemi ya da klavyeyi alsam, birilerinin hayatımda fazlaca yer kaplamasından korkmuşumdur. Yazarak büyü yapıyorum sanki; kendimi geri istiyorum. Sadece kendimle baş başa kalmayı…
İnsan, ancak kendi kimyasına sahip çıkarak kendine sahip olabilir; kendine sahip olan ise hayatına sahip olur. Yalnızlık benim için acıtan bir duygu olmaktan çıkalı çok oldu. Artık ne yanımda sır tutacak biri var, ne de paylaşacak ortak bir duygu… Eylemler geride kaldı. Ben artık duygularımda bile yalnızım.

Bir yanıt yazın