-
Yalnızlıkta Geçici
Yalnızlık da Geçici… Hayat, avuçlarımızın arasından öylece akıp gidiyor. Sıkıca tuttuğumuzu sandığımız her an, her hatıra, parmaklarımızın arasından süzülen birer kum tanesi sanki. Durup kendime soruyorum: “Ne kalıyor ki geriye?” Gerçekler bile zamanın o acımasız rüzgarıyla savrulup soluyor. Bugün sarsılmaz sandığımız doğrular, yarın hafızamızın tozlu raflarında silik birer gölgeye dönüşüyor. Eğer gerçekler bile bu kadar kolay unutulabiliyorsa, geriye sadece bu ıssız yalnızlık mı kalacak benimle? Kendi varlığımın bile bu dünyada bir nefeslik misafir olduğunu bilirken; bunca yük, bunca sızı, bunca kaygı mı kalacak benden geriye? Ben bile geçiciyken, neden bu ağır yükleri taşımaya devam ediyorum? O unutulmaz kurtuluş cümlesi:” Belki…
-
Kendine Sahip Olmak: Derin Sessizlik
Yalnızım… Ama bu, ne bir şiirle ne de birkaç satırlık bir öyküyle geçiştirilemeyecek kadar derin bir yalnızlık. Aslında kalabalığım; ne zaman böyle hissetsem, içimin ne kadar dolu olduğunu anlıyorum. Bu doluluktan kurtulmak için bazen yazıyor, bazen susuyor, bazen de mısralarımda haykırıyorum. Eğer yazıyorsam dertliyimdir; yazıyorsam yalnızımdır. Anlatacak, paylaşacak ya da sırdaş olacak kimse kalmamıştır artık. Yazıyorsam, o sözde “kalabalıklaşanlardan” kaçıyorumdur. Yazdıktan sonra derin bir sessizliğe gömülürüm; önce düşüncelere, sonra hayallere… Hayallerimde bazen seni düşünürüm, bazen beni; ama hiçbir zaman “ikimizi” düşünemem. Çünkü biz, hiçbir zaman o “iki kişi” olup bir “biz” olmayı başaramadık. Şunu anladım: Susuyorsam ve yazmıyorsam, gerçekten yalnızımdır…
-
Yeni Bir Başlangıç
Yeni dediğime bakmayın; her yeni, aslında eskinin bir devamı ve yarım kalmışlığıdır. Değişen tek şey zaman… Yine de bir başlangıç yapıyorum. Kendini tekrarlayan, yarım kalan ama asla bitmeyen o döngünün içindeyim. Bugün doğum günüm; bu satırlar ise kendime hediyem. Hâlâ bitmemiş bir ömür, hâlâ diri amaçlar ve bitmek bilmeyen bir hayat curcunası… Yorulmuş olmam gerekirdi belki ama değilim. Avuçlarım hâlâ hayata açık. Bugün benim doğum günüm.
